Yemek zamanı..

Az önce uzaktan seslenen, mekan sahibi olduğunu tahmin ettiğim adam bana doğru yaklaşıyordu. Tahmin ettiğim gibi 40’lı yaşlarda, tıknaz, saçının üst kısmı hafifçe kelleşmiş, temiz ve aydınlık yüzlü biriydi. Yüzünde uzaktan belli belirsiz görür gibi olduğum kocaman gülümsemesiyle tekrar “Hoşgeldiniz, buyrun” diyerek oturmam için hemen ilerideki masayı işaret etti. Masanın üzerinde temiz ve beyaz bir örtü, örtünün üzerinde de dilimlenmiş ekmeklerin konduğu hasır bir ekmeklik ile cam bir sürahi ve yanında peçete üzerinde ters çevrilerek konmuş cam bir bardak vardı.

Sedirin üzerindeki yumuşak minderin üzerine âdeta kendimi bırakır gibi oturur oturmaz sedirin altından gelen miyavlama sesiyle bir an irkilsem de, böyle yerlerde çokça bulunan kedinin varlığını çok da yadırgamadım. O anda beni karşılayan adam yanında çocuk yaşta bir delikanlı ile birlikte, müşterisini bekletmekten çekinen iş yeri sahibi çabukluğuyla koşar adım masama yaklaştı. Delikanlı elindeki salata tabağını masama bırakırken adam hafifçe kaşlarını çatıp delikanlıya dönerek “Len bizim oğlan, govalasana şu hınzırı bakem, ne işi va bunun burda, fesupanallah” dedi kediyi işaret ederek. Sonra bana doğru dönerek “Efendim gussura bakmayın, kovalayoz emme gine gelipduru hınzır ne idersek idelim” dedi yüzünde yapmacık bir kızgınlık ifadesiyle. Ben de buna karşılık “Hayvanın bir zararı yok, o da doyuracak öyle böyle karnını tabi” diye yalandan rahatsızlığa yalandan önemli değil tavrı takınıverdim o anda.

Cevap yazın